top of page

Bizim Olmayan Hikayeler: Kendimizi Başkalarının Tanımlarından Kurtarmak

  • Gamze Zengin
  • 11 Ağu
  • 2 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 15 Ağu

Hepimiz hayatımızın bir döneminde, başkalarının gözünden bize bakan bir yüzle karşılaştık. Bazen bu bakış sevgi taşır, bazen yanlış anlamalarla örülmüş bir perde…Ve o perde, gerçekte kim olduğumuzla, onların gördüğü kişi arasında asılı durur.


Hayatımızda bazen bizi rahatsız eden ya da bizden rahatsız olan insanlar olur. Kimi zaman karşımızdaki, bizi kendi görmek istediği hâlde görür; kimi zaman da olduğumuzdan bambaşka bir yorumun içine yerleştirir.


Eğer bu yorumlar bizi tetiklemiyorsa, merkezimizdeysek ve kendimizden eminsek, aramızda kendiliğinden bir mesafe oluşur. Yoga buna tanık/şahitlik bilinci der:

Olanı olduğu gibi görmek, tetiklenmeden, savrulmadan…

Bu mesafe kırgınlık ya da öfkenin değil, huzurun mesafesidir.


Ama eğer içimizde bir kıpırdanma, bir rahatsızlık oluşuyor; söylenen şey bizi sarsıyorsa, karakterimizde bir çatlak hissediyorsak, işte o zaman bakmamız gereken bir konu var, demektir. Çünkü çoğu tetiklenme, geçmişten getirdiğimiz ama belki de dile dökmediğimiz bir yaraya dokunur. Bugünün olayı, aslında dünkü bir duygunun yansımasıdır.


Tetiklendiğimiz şey “olma ihtimalimiz” bize nasıl hissettiriyor? O kişi bizi tarif ettiği gibi gördüğünde, hayatımızda nasıl bir konuma iniyoruz? Değersiz mi? Yetersiz mi? Sevilmez mi? Onun tanımı üzerinden bakıldığında, nasıl bir insana dönüşüyoruz?

Peki gerçekten bunu düşünmesine sebep olacak ne yapıyoruz? Hangi eylemimiz bu algıyı yaratıyor? O eylemi yaparken içsel motivasyonumuz ne? Hangi arayış bizi buna itiyor ve sonunda ne olmasını umuyoruz?


Bazen, yaptığımız şeyin nereye varacağını bilmeden adım atarız. O an, sadece varlığımızın çıplak hâli sahnededir. Hiçbir hesap, hiçbir beklenti yoktur; yalnızca yaşamanın kendisi… Peki, bu özgürlüğe izin verebiliyor muyuz? Yoksa görünmez bir el, bizi başkalarının onaylayacağı bir role mi itiyor?


Oysa en derin özgürlük, kimsenin alkışına ihtiyaç duymadan kendi varlığımızı onaylayabilmektir. Başkalarının gözündeki hâlimiz değil, kendi içimizdeki duruşumuz belirler kim olduğumuzu.


Kendimizi susturuyor muyuz? Bastırıyor muyuz? Unutmayalım: Tetiklenmek, her zaman içimizde o olayın aynısını yaşatmak demek değildir. Bazen sadece “olmadığımız biri gibi algılanmanın” verdiği o tatsız hissi deneyimlemek istemediğimiz için de tetikleniriz.


Ne olursa olsun, olayların içinde kendimizi göremediğimizde, duyguların yönetimini kaybederiz. Oysa biz “her şey”iz ve aynı zamanda “hiçbir şey”iz. O hâlde ne yaşanabilir ki, bizi olduğumuzdan başka bir yola çıkarabilsin?


Tüm yollar bizim.

Kendi yolumuzu yürümek, olduğumuz kişi olmak demektir ve bu yaşam, kendimiz olmaya izin vermemiz için bize sunulmuş bir armağandır.

Her gün, küçük bir an seçelim. Kimsenin beklentisini taşımadan, yalnızca kendi hakikatimizi yaşayalım.

Belki bir sessizlik anı, belki içten bir gülümseme kendimize…

Ve görelim: Kendimiz olduğumuzda, hayat zaten bize doğru akıyor.

İzin verelim. 😇

Son Yazılar

Hepsini Gör

Yorumlar


bottom of page